Yapay Zekalılaştıramadıklarımızdan Mısınız?

Diyelim ki Örümcek Adam ya da diğer adıyla “Baydırman” oynarken karşı çatıya zıplamak için ağınızı fırlattınız. Çatıda bulunan iki adam örümcek ağının sesiyle irkildi ve bir anda size ateş etmeye başladılar. Saklandınız ancak bulunduğunuz yere doğru sizi takip ettiler. “Bir dakika ya… Kahraman olan benim, saklanması gereken onlar!” diyerek zıpladınız ve iki adamı da etkisiz hale getirdiniz. Buraya kadar her şey iyi güzel de bu adamlar sizin hareketlerinizi nasıl tahmin edebildiler? Size nasıl karşılık verdiler? Takip etme kararını nasıl aldılar? Tabi ki “Yapay Zeka” sayesinde.

Oyun dünyasındaki yapay zekanın tarihine baktığımızda ilk olarak 1951 yılında buluyoruz kendimizi. “NİM” isimli oyun insanları yenebilecek yapay zekasıyla sanal ortama uyarlanmıştı. Sonralarda bu yapay zeka öylesine geliştirildi ki 1997 yılında efsane Dünya Satranç Şampiyonu Garry Kasparov’u yenmeyi başardı. Deep Blue adındaki bu yazılım o dönem birçok tartışmayı da beraberinde getirmişti.

Şöyle kronolojik olarak inceleyecek olursak Hunt The Wumpus (1972) ve Star Trek (1971), yapay zekanın ilk kırıntılarını gördüğümüz metin tabanlı oyunlar olarak bizi karşılıyor. Birkaç yıl sonra Space İnvaders (1978) ortaya çıktı ve Arcade türünün altın çağını başlattı. İlerledikçe zorluk seviyesinin arttığı bu oyun, her düşmanın farklı davranabildiği bir yapay zekaya sahipti. 1980 yılında dünyayı kasıp kavuran Pacman sahneye çıktı. Peşimizdeki hayaletlerden kaçtığımız bu oyunda yapay zeka rastgele hareketleri kapsıyordu. 1984’te Karate Champ, size karşılık veren botlara; 1988’de yayınlanan First Queen ise bize arkadaşlık edebilen yapay zekaya sahip oyunlardı. 2 yıl sonra Dragon Quest 4 ile birlikte oyundaki arkadaşımıza komut verebildiğimiz ve bunun karşılığında ondan yanıtlar alabildiğimiz bir seviyeye ulaştık. Geçen sene filmi de çıkan ve oldukça ses getiren Dune 2 oyunuyla birlikte yapay zeka öyle bir hale geldi ki rakibiniz sizi yenmek için hile yapmaya bile başvurabiliyordu.

2001’de Black & White oyunu bizleri çok şaşırttı çünkü oyun içinde kendi evcil hayvanımızı yetiştirebiliyorduk ve bu hayvan kendi kendine de bir şeyler öğrenebiliyordu. Hatta bu öyle dikkat çekti ki o yıl Guinness Rekorlar Kitabı’ndan “Bir Video Oyunundaki En Zeki Varlık Ödülü”nü aldı. Bugün bile kendinden bolca söz ettiren F.E.A.R. da ortaya çok kaliteli bir iş koymuştu. Yapay zekası oyunun şartlarına göre kendisini ayarlıyordu ve bizler her seferinde farklı yolları aramak zorunda kalıyorduk. Bugüne baktığımızda ise Metal Gear Solid 5 ve Red Dead Redemption 2 gibi oyunların yapay zekasını kaliteli olarak değerlendirebiliriz. Bannerlord ve Cyberpunk gibi oyunlar da yapay zeka konusunda iddialı olsalar da bu alanda en tepede yer aldıklarını söylemek zor. Hatta Cyberpunk ilk çıktığında binlerce hataya sahip olduğu için yerden yere vurulmuştu. Neyse ki yeni güncellemelerle durumu toparladılar ve şu anda kullanıcılara keyifli bir oyun deneyimi sunuyorlar.

Nedense Ubisoft gibi büyük yapımcıların AAA (Yüksek Bütçeli) oyunlarda kullandığı yapay zekanın bu denli zayıf olması beni hep şaşırtmıştır. Mesela Assassin’s Creed Valhalla oynarken ilk 20 saatten sonra bütün mantığı ezberliyor ve karşınıza çıkan düşmanları hep aynı taktikle geçebiliyorsunuz. KitFox Games’in oyun tasarımcısı ve kurucu ortağı Tanya Short, bu konuyla ilgili “Oyun geliştiriciler, botları programlarken tahmin edebileceğimiz eylem türlerine öncelik verme eğilimindedir. Eğer yapay zeka öngörülemeyen şeyler yaparsa çıkan ilginç sonuçlar oyunculara çok da eğlenceli gelmeyebilir’’ diyor.

Yunus Atalay