İlk Bilim Kurgu Hikâyesi Anadolu’da Mı Yazıldı?

Ümit Yaşar Özkan

Merhaba arkadaşlar!
Bilim kurgu kitaplarını okumayı, filmlerini seyretmeyi, oyunlarını oynamayı seviyorsanız bu köşe tam size göre. Uzaktan uzağa bilim kurgusal mevzuları merak eden ama nereden başlayacağını bilmeyenler siz de buyurun gelin.
Çocukluğumdan beri bilim kurgu etiketi taşıyan kitap, film, çizgi roman vs. radarımda oldu. Okuyarak, seyrederek, oynayarak ve yazıp çizerek kendi bilim kurgusal yolculuğumu sürdürüyorum. Bu maceraya katılmak isteyen genç arkadaşlarla da bildiklerimi paylaşmaya çalışıyorum. Her şeyden önce bilim kurgu eğlencelidir. Başka dünyalar, canlılar, kültürler, teknolojiler… Keşfetmek, tasarlamak; geleceği düşlemek… Bilim kurgu, zekâ ve hayal gücünün el ele vererek sınırları aşması hatta hiçe saymasıdır. Nedir bu sınırlar? İnsanın, evrenin, var oluşun, zamanın ve mekânın sınırları… Zaten insanoğlu, en başından beri sınırları aşma imkânlarını kurcalayan bir canlı olmuştur. Burada hemen yeri gelmişken bilim kurgunun yakın bir akrabasıyla ilişkisinden bahsetmemiz şart. Fantastik kurguyu kastediyorum. Bu ikisi birbirine karıştırılır, bazen de gerçekten birbirine karışır. Peki, bilim kurguyla fantastik kurgu arasında ne fark var? Çok basitçe şöyle diyeyim: Bilim kurgu her zaman mümkün mertebe, bilimle, akılla, gerçekleşebilir olanla bağını korumaya çalışır. Mümkün mertebe ifadesinin altını çiziyorum çünkü ileride değineceğimiz onlarca alt türü olan bilim kurguda bu bağ çok zayıf ya da güçlü olabilir. Hard science fiction (sert bilim kurgu) türünde, bilimsel yasalar, gerçekte olduğu gibi işler neredeyse bu tür bilim kurguda uzay geminizin hangi bilimsel ilkeye göre çalıştığını okura açıklarsınız, mesela Star Trek’te uzay gemileri warp hızıyla aşarlar evrendeki mesafeleri; hafif bilim kurguda, roketinize atlar ve uçar gidersiniz, yazarın o roketin nasıl çalıştığına dair bir açıklama yapma mecburiyeti yoktur. Fantastik kurguda ise bu yasalara hiç aldırılmaz; Harry Potter’ın süpürgesi büyüyle uçar. Bazen büyüsel sistemler ayrıntılarıyla anlatılsa da fantastik kurgunun gerçeklik zemini bilim kurgudan farklıdır. Ama dedik ya, bunlar ne kadar farklı olsalar da iki tür arasında sınır ihlalleri gerçekleşmiştir, gerçekleşebilir. Bunun en popüler örneği de Star Wars’tır. Bilim kurgucular arasında yıllardır tartışılan ve daha da tartışılacağa benzeyen Star Wars bilim kurgu mu fantastik mi meselesine burada hiç girmiyorum (tabii ki Star Wars’ın fantastikliğinin büyüyle bir ilgisi yoktur).
Peki, bilim kurguyu nasıl tarif edebiliriz? Ona kesin ve keskin sınırlar çizmek mümkün mü? Zamanın ve mekânın sınırlarını aşan demiştik, böyle bir türü sınırlamak kolay mı? Biraz araştırırsanız onlarca tanım olduğunu göreceksiniz bilim kurguya dair. Ben burada yeni bir tanım yapmayacağım sadece şu kadarını söyleyeyim hani yukarıda eğlenceli demiştim ya, evet, bilim kurgu eğlencelidir ama inanın aynı zamanda bundan daha fazlasıdır. Zekânızı ve hayal gücünüzü besler; dünyaya, insanlara, evrene, bambaşka açılardan bakma fırsatı verir size. Belki de bu bambaşkalık yüzünden bilim kurgucular, biraz tuhaf, yadırgatıcı görünüyorlar bilim kurguyla alışverişi olmayan insanlara. Fakat bilim kurgunun verdiği zihinsel haz, bu kadarcık yadırganmayı ödenebilecek çok küçük önemsiz bir bedel hâline getiriyor. Açıkçası bu garipsenme hâli de yavaş yavaş değişiyor. Bilim kurgu artık akademik araştırmalara konu oluyor, askeri kurumların ilgi alanına giriyor ve popüler kültürde gittikçe daha fazla yer buluyor.
Bilim kurgu deyince akla gelen uzay gemileri, acayip görünümlü dünya dışı zeki canlılar, robotlar, gelecekten ütopik ya da distopik manzaralar vs. Kuşkusuz bilim kurgu, bugünküne göre daha gelişmiş bir teknolojiyi çağrıştırıyor insanlara. Eh bu yanlış değil ama bilim kurguyu fütüristik bir teknolojiyle sınırlamak da çok doğru olmayabilir. Şunu soralım: Bilim kurgu hikâyeleri gelecekte geçmek zorunda mıdır? Bundan yüzlerce yıl öncesinde geçen bir bilim kurgu hikâyesi de yazılamaz mı? Mesela alternatif tarih hikâyelerini düşünelim. Bilim kurgunun çıkış noktası ve sorusu sayabileceğimiz “What if?” sorusunu tarih üzerinden sorar bu hikâyeler. Napolyon Waterlo Savaşı’nı kazansaydı ne olurdu, ya İkinci Dünya Savaşı’nı Almanlar ve Japonlar kazansaydı, ya Charles Babbage buharla çalışan fark makinesini yani ilk bilgisayarı gerçekten yapsaydı tarih nereye doğru bükülürdü? Alternatif tarih hikâyeleri, ya şöyle olsaydı diye sorarak tarihi yeniden yazarlar. Fakat daha geriye gidip ilk taş baltanın nasıl yapıldığını anlatan bir bilim kurgu hikâyesi yazamaz mıyız? Bilim kurgu mutlaka aşırı gelişmiş bir teknolojiyi hayal etmek zorunda mıdır? Şu anda bu satırları okuyorsunuz ve bir yolculuğa çıkmak üzeresiniz. Yazı, insanlığın en büyük buluşlarından biri. Bu buluş sayesinde şu anda sizinle iletişim kuruyor olmamız hâlâ şaşırtıcı bulunamaz mı? Aslında bu geriye dönük bilim kurgu muhabbetinden şu soruyu çıkarmak istiyorum: İlk bilim kurgu hikâyesi ne zaman ve nerede yazılmış olabilir? Size desem ki ilk bilim kurgu hikâyesi M.S. ikinci yüz yılda Anadolu’da yazılmıştır, ne dersiniz? Sıkı durun. Şimdi bilim kurgu mekiğimize biniyor ve milâttan sonra ikinci yüz yıla Samsat’a doğru yollanıyoruz.
Yüz Yıllar Önce Anadolu’dan Ay’a Matrak Bir Macera
İnsanoğlu aya ilk kez 1969 yılında ayak bastı. Neil L. Amstrong’tan önce ise insanlar Dünya’nın uydusuna birçok hayali yolculuk yaptılar. Jules Verne’nin 1865’te modern anlamda ilk bilim kurgusal ay yolculuğu hikâyesini yazmasından önce bu yolculuğu düşleyenler oldu. Bu düşçülerden ilki de Anadolu’da yaşadı. Evet, tarihin ilk bilim kurgu, ilk aya yolculuk hikâyesinin yazarı olarak bildiğimiz Samsatlı Lukianos, aramıza yüzyıllar girmiş olsa da ona hemşehrimiz diyebiliriz çünkü bugün Anadolu’da hâlâ Samsat diye bir yer var. Lukianos’un yaşadığı zamanlar önce Komagene Krallığı sınırları içinde kalan sonra Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren Samosata, bugün Adıyaman sınırları içindeki Samsat’tır. Lukianos meraklı, dünyayı gezmiş bir adam. Dünya ona dar gelmiş olacak ki hayâlî bir Ay yolcuğuna da çıkmış. Lukianos’un Gerçek Bir Hikâye adındaki anlatısında, bir gemi elli kişilik mürettebatıyla şiddetli bir fırtınayla Ay’a savrulur. Gemidekiler, Ay’da birçok acayip canlıyla karşılaşır. Ay ve Güneş halklarının savaşına katılırlar. Lukianos, hayal ettiği canlılar için yeni kelimeler tasarlar. Neoloji yani kelime icat etme, bilim kurgu edebiyatında daha sonra da sık sık karşımıza çıkacaktır. Neler yoktur ki bu hikâyede; üç başlı akbabalara ya da karıncalara binen askerler, Ay’dan dünyayı görebileceğiniz bir ayna ve daha neler neler… Lukianos aslında kendi dönemiyle ilgili bir taşlama yazmıştır ve farkına varmadan mizahî bilim kurgunun da ilk örneğini vermiştir. Lukianos’un kendi döneminin astronomi bilgilerini ve teknik gelişmelerini temel alarak yazdığı bu eğlenceli muzip hikâye neden tarihin ilk bilim kurgusu sayılmasın? Hayal gücü ve zekâsıyla dünyanın sınırlarını aşan ilk bilim kurgucu hemşehrimiz Lukianos’a selam olsun!